İçeriğe geç
Muhammet Şafak
en
Günlük 6 dk okuma

Performans, terfi ve zam: sistem olsa da olmasa da bir pazarlık var

Zam kurumsalda bir tabloya, patron şirketinde bir hatıraya bağlıdır. Sistemin varlığı sonucu değiştirmiyor; sadece pazarlığın dilini değiştiriyor.


Kariyerimin iki ayrı döneminde, iki ayrı şirket tipinde, aynı konuşmayı yaptım.

Birincisi kurumsaldaydı. Yöneticim karşıma oturdu, elinde bir dosya vardı. Bandımı gösterdi, kalibrasyon toplantısında notumun nasıl oluştuğunu anlattı, sonra o cümleyi kurdu: “Bu çeyrek bütçe kapalı.” Nazikti, hazırlıklıydı, kırıcı değildi. Sistemin dilini iyi konuşuyordu.

İkincisi patron şirketindeydi. Kapısını çaldım, konuyu açtım. Bana baktı, gülümsedi, tek cümle söyledi: “Sen iyisin, hallederiz.”

İkisi de aynı sonucu verdi. İkisinde de zam beklediğimden az geldi.

Yıllar sonra fark ettim ki buradaki asıl bilgi, hangi şirketin daha cömert olduğu değildi. Sistemin varlığı sonucu değiştirmiyordu; sadece pazarlığın dilini değiştiriyordu. Dizinin ilk yazısında kurumsallığı “kararın kişiden ayrılabilmesi” diye tanımlamıştım. Para söz konusu olduğunda bu tanım en çıplak halini alıyor: bir tarafta kararın arkasında bir tablo var, diğer tarafta bir hatıra.

Kurumsal: sistem ortalamayı korur, ucu cezalandırır

Kurumsal zam süreci üç parçadan oluşur: bir bant (rolünüzün maaş aralığı), bir not (performans değerlendirmeniz) ve bir kalibrasyon. Kalibrasyon, farklı yöneticilerin verdiği notların aynı ölçeğe oturtulduğu toplantıdır — yani sizin notunuz, sizi hiç görmemiş insanların bulunduğu bir odada son halini alır.

Bu sistemin amacı hakkında yıllarca yanıldım. Adalet ürettiğini sanıyordum. Üretmiyor.

Bu sistemin ürettiği şey savunulabilirliktir. Her kararın arkasında bir tablo olsun ki kimse kimseye “beni kayırmadın” diyemesin, kimse dava açamasın, kimse ayrımcılık iddia edemesin. Bu kötü bir amaç değil; büyük bir organizasyonda gerçekten gerekli. Ama bir yan etkisi var ve o yan etki tam olarak sizi ilgilendiriyor:

Olağanüstü iş, olağanüstü ödüllendirilemez — çünkü tablo buna izin vermiyor. Zorunlu dağılım varsa, en üst dilime kaç kişi girebileceği önceden bellidir. Bandın tavanı varsa, ne yaparsanız yapın o tavanın üstüne çıkamazsınız. Sistem ortalamayı korumak üzere kurulmuştur; uçları da aynı özenle törpüler. Kötü çalışanı kovmaz, olağanüstü olanı da uçurmaz.

Buradan çıkacak sonuç sızlanma değil, taktik. Kalibrasyon toplantısında sizi savunacak kişi, sizin olmadığınız bir odada konuşuyor. Ve elinde ne varsa onunla konuşuyor. Hafızasıyla değil, elindeki malzemeyle.

O malzemeyi ona vermek sizin işiniz.

İşiniz sadece iyi iş yapmak değil; iyi işi sistemin okuyabildiği dile çevirmek. “Şu servisi stabil hale getirdim” cümlesi tabloya girmez. Neyin kaç kişiyi etkilediği, hangi kararın hangi maliyeti önlediği, kimin sizin yüzünüzden daha hızlı çalıştığı — bunlar girer.

Patron şirketi: sistem yok, dolayısıyla anlatı her şey

Patron şirketinde bant yoktur, kalibrasyon yoktur, tablo yoktur. Zam üç şeyin toplamıdır: son üç ayın hatırası, sadakat algısı ve o günkü nakit.

Bunu ilk fark ettiğimde kızdım. Çünkü bu düzende yakınlık bir kaldıraçtır: patronun görüş alanında olan, ona son çeyrekte bir yangını söndürdüğünü hatırlatan kişi, sessizce üç yıldır sistemi ayakta tutan kişiden daha iyi konumdadır. Bu adaletsizdir.

Ve “adaletsiz” demekle ortadan kalkmaz.

Kızgınlığın işe yaramadığını anlayınca yaklaşımımı değiştirdim. Burada kimse sizin katkınızın kaydını tutmuyor — o halde hatırlatmak sizin işiniz. Recency bias’ı, yani insanın en son olanı en ağır tartma eğilimini, düşman olarak görmeyi bırakıp araç olarak kullanmak gerekiyor: bir zam görüşmesinde, görüşmeden önceki üç ay, görüşmenin kendisi kadar belirleyicidir.

Bu manipülasyon değil. Manipülasyon, yapmadığınız işi yapmış gibi göstermektir. Yaptığınız işin görünür olmasını sağlamak ise, kayıt tutmayan bir sistemde hayatta kalmanın adıdır.

Unvan enflasyonu neden şirket tipine göre değişir

İki şirket tipinde de “senior” yazan iki kartvizit gördüm ve ikisi aynı şeyi anlatmıyordu. Sebebi basit: unvanın fiyatı farklı.

Patron şirketiKurumsal
Unvanın maliyetiSıfırBir banda ve maaş aralığına bağlı
Ne zaman verilirPara verilemediğindeBütçe ve onay zinciri elverdiğinde
Neyi anlatırPatronun size dair hissiniŞirketin sizi hangi kutuya koyduğunu
Kolay mıBir cümlelik kararÇok imzalı bir süreç

Patron şirketinde unvan bedavadır. Para veremediğiniz insana unvan verirsiniz; bu, kısa vadede işe de yarar. Kurumsalda unvan pahalıdır, çünkü bir banda, bir maaş aralığına ve bir onay zincirine bağlıdır — o yüzden zor verilir, ama verildiğinde bir karşılığı vardır.

Bunun pratik sonucu şu: unvanınızın ne anlattığını bilmeden övünmeyin, ne anlatmadığını bilmeden de üzülmeyin. Zaten kıdemin unvanla gelmediğini daha önce yazmıştım; şirket tipi bu farkı yalnızca büyütüyor.

Dürüst kısım: kimsenin size söylemediği

Şimdi bu yazının en rahatsız edici cümlesini yazacağım, ve bunu bir tavsiye olarak değil bir gözlem olarak yazıyorum:

Her iki şirket tipinde de en yüksek getirili hamle, çoğu zaman iç zam değildir. Şirket değiştirmektir.

Sebebi kötü niyet değil, yapı. Kurumsalda içeriden zam bir banda ve bir bütçe dönemine bağlıdır; dışarıdan gelen teklif ise piyasaya bağlıdır. Patron şirketinde içeriden zam nakde ve hatıraya bağlıdır; dışarıdan gelen teklif yine piyasaya bağlıdır. İki tarafta da içerideki fiyatınız, sizi işe aldıkları günkü fiyatınıza demirlenmiştir.

Ama bu gözlemin bedelini yazmadan bırakırsam yalan söylemiş olurum. Şirket değiştirdiğinizde kaybettikleriniz de var ve bunların hiçbiri maaş bordrosunda görünmüyor:

  • Bağlam. Hangi kodun neden öyle yazıldığını, hangi kararın hangi yangından doğduğunu biliyorsunuz. Bu bilgi taşınmaz; yeni yerde sıfırdan birikir.
  • Güven. “Bu adam söylediyse yapar” cümlesi yıllarda kurulur, ilk gün kurulmaz.
  • Tanınmışlık. Bir toplantıda sözünüzün ağırlığı, o odadaki geçmişinizden gelir. Yeni odada o geçmiş yok.

Bunlar para değil, ama bedeldir. Ve bu bedeli ödemeye değip değmeyeceği ayrı bir sorudur — o soruyu kalmak mı, gitmek mi yazısında ayrıca konuşmuştum. Burada söylediğim daha dar bir şey: zam pazarlığını, gitme ihtimaliniz olmadan yaptığınızı sanmayın. Karşı taraf o ihtimali zaten hesaba katıyor.

Soru: Kurumsalda mı patron şirketinde mi zam almak daha kolay?

Cevap: Hiçbiri. Kurumsalda zam bir kanıtlama işidir, patron şirketinde bir hatırlatma işidir. Sistemin varlığı zammı kolaylaştırmaz; sadece hangi dili konuşacağınızı belirler.

Üç masadan bakış

Kıdemli çalışanın masasından. Katkınızı kayıt altına almalısınız. Hafızaya değil kayda güvenin — çünkü sizin hafızanız da yöneticinizinki de yanılıyor, ve ikisi farklı yönlerde yanılıyor. Kısıtınız: kayıt tutmak, kendini pazarlamak gibi hissettirir ve gördüğüm iyi mühendislerin çoğu bundan tiksinir. Anlıyorum; ben de tiksindim. Ama şunu da gördüm: bu tiksintinin bedelini yine siz ödüyorsunuz. Kimse sizin yerinize tutmuyor o kaydı.

Yöneticinin masasından. Sabit bir bütçede sıfır toplamlı bir oyun oynuyorsunuz: birine verdiğiniz, bir başkasından aldığınızdır. Ekibinizi savunmak için veriye muhtaçsınız ve elinizde çoğu zaman veri yok — çünkü herkesin ne yaptığını gerçekten göremiyorsunuz. Kısıtınız: kalibrasyon odasında “hak ediyor” demek yetmiyor, kanıtlamanız isteniyor. Ve o kanıtı size çalışanın kendisi vermeli. Vermezse, iyi niyetiniz onu kurtarmıyor.

Patronun masasından. “Hak ediyor” ile “ödeyebilirim” iki ayrı cümledir ve ikisini karıştırmamak lazım. Bu masaya oturduğumda öğrendiğim en pahalı ders şu oldu: güveni bozan şey zammı verememek değil, bunu söylememektir. “Hak ediyorsun ama şu an veremem; şu tarihte, şu koşul gerçekleşirse veririm” cümlesi kurulmadığı için insanlar takdir edilmediklerini sanıyor ve gidiyor. Oysa çoğu takdir edilmemekten değil, belirsizlikten gidiyor. Kısıtınız: nakit gerçek, ve zam kalıcı bir gider taahhüdüdür — bir kez verdiğinizi geri alamazsınız. Bu yüzden tereddüt ediyorsunuz, ve tereddüdünüz sessizlik gibi görünüyor.

Kapanış

Bu yazıyı kızgın yazmadım, çünkü kızgınlığın burada bir getirisi yok.

Sistemi olan şirkette sisteme küsmek, sistemi olmayan şirkette adalet beklemek — ikisi de aynı hatanın iki yüzü. Her iki masada da oturdum ve şunu gördüm: bulunduğunuz yerin dilini öğrenmeyi reddetmek, kariyerin en sessiz ve en pahalı israfı.

Zam bir ödül değil. Bir pazarlık. Ve pazarlık, siz farkında olmasanız da başlamış oluyor.

Etiketler: #Kariyer
Paylaş:

Yorumlar

Yorum yapmak için GitHub hesabınızla giriş yapmanız yeterli. Yorumlar GitHub Discussions üzerinde saklanır.

İlgili Yazılar

Sitede Ara

Yazı, proje ve sayfalarda arama yapmak için yazmaya başlayın.

Esc ile kapat Pagefind ile güçlendirildi