Süreç ne zaman zırh, ne zaman pranga?
Süreç bir erdem değil, ödediğiniz bir koordinasyon vergisi. Ne zaman eklenmeli, neden hiç kaldırılmıyor ve üç ayrı masadan nasıl görünüyor?
Çalıştığım bir kurumsalda, her sürüm öncesi doldurulması gereken bir form vardı. Yedi alan, üç imza, bir e-posta listesi. Formu dolduruyordunuz, listeye gidiyordu, kimse cevap yazmıyordu; bir gün sonra sürüm çıkıyordu.
Birkaç ay sonra dayanamayıp sordum: “Bu formu kim okuyor?” Cevabı kimse bilmiyordu. Israr edince ekipteki en eski kişi omuz silkti: “Eskiden bir olay olmuş.” Olayın ne olduğunu hatırlayan yoktu. Olayı yaşayan ekip dağılmıştı, o formu isteyen yönetici iki şirket önce ayrılmıştı. Ama form duruyordu ve otuz kişi her ay onu dolduruyordu.
Sonradan işin asıl komik yanını fark ettim: forma bakıp o “olay”ı tahmin etmeye çalıştım ve şu sonuca vardım — bu form, hangi olaydan doğduysa, o olayı engelleyemezdi. Kimse okumuyordu ki.
Bu dizinin ilk yazısında kurumsallığı “kararın kişiden ayrılabilmesi” diye tanımlamıştım. Süreç, o ayrılmanın somut aracı. Bu yazı onun iki yüzüyle ilgili: aynı süreç aynı anda hem sizi koruyan zırh, hem sizi yavaşlatan pranga olabiliyor. Hangisi olduğunu ayırt etmek, sandığınızdan daha az sezgi, daha çok muhasebe işi.
Bir sınır çizeyim: burada Agile mı Waterfall mı tartışması yapmayacağım. O işi metodoloji karar matrisi yazısında yaptım. Buradaki konu hangi metodolojiyi seçtiğiniz değil; seçtiğiniz şey ne olursa olsun ekibin üzerinde biriken sürecin kendisi: neden doğar, neden ölmez, ne zaman koruma ne zaman engeldir.
Süreç bir erdem değil, bir maliyet kalemidir
Süreç konuşulurken en sık yapılan hata, onu bir karakter özelliği gibi ele almak. “Disiplinli ekip”, “ciddi şirket”, “biz işi sağlama alırız.” Bunların hepsi ahlaki bir dil ve tam da bu yüzden tehlikeli: ahlaki olan şey tartışılmaz, sadece savunulur.
Oysa süreç bir bütçe kalemidir ve iki tarafı vardır.
Ödediğiniz: koordinasyon vergisi. Zaman (form, toplantı, onay bekleme), dikkat (asıl işten kopma), ve en pahalısı moral — çünkü gerekçesini bilmediği bir adımı tekrarlayan insan, işine olan inancından biraz kaybeder. Bu vergi görünmez olduğu için de kimse bütçeye yazmaz.
Aldığınız: tekrar edilebilirlik ve kişi bağımsızlığı. Aynı iş, aynı kalitede, farklı biri tarafından, üçüncü kez yapılabiliyor. Bir kişi tatile çıktığında iş durmuyor. Bir hata iki kez yaşanmıyor.
Süreç, geçmişte yaşanmış bir olayın maliyetini geleceğe taksitle yaymaktır. Taksit toplamı olayın maliyetini geçtiği anda süreç zırh olmaktan çıkar, prangaya döner.
Bu bir slogan değil, gerçekten hesaplanabilir bir denge. Otuz kişinin ayda on dakikasını yiyen bir form, yılda altmış saat eder. O formun engellediği olay, yılda altmış saatten daha mı pahalı? Cevap “evet” ise form zırhtır. “Bilmiyorum” ise — ki çoğu zaman cevap budur — elinizde bir süreç değil, bir alışkanlık var.
Süreç ne zaman eklenir?
Sürecin doğru zamanı var. Erkeni de var, geci de.
1. Aynı hata üçüncü kez tekrarlandığında. Bir kez tesadüf, iki kez şanssızlık, üç kez örüntü. İlk iki seferde süreç eklemek, henüz var olmayan bir problemi çözmektir — yani erken optimizasyon. Üçüncüde artık kişilerin dikkatiyle çözülmediği kanıtlanmıştır; sistemin çözmesi gerekir.
2. Kritik bir iş tek kişiye bağlıysa. “O işi sadece Ahmet biliyor” cümlesi bir şaka değil, bir risk raporudur. Burada süreç, Ahmet’e güvensizlik değil; Ahmet’in izne çıkabilmesi, hastalanabilmesi, hatta istifa edebilmesidir. Kişi bağımlılığı şirketin değil, önce o kişinin sırtında bir yüktür.
3. Ekip birbirini kendiliğinden duyamayacak kadar büyüdüyse. Beş kişilik ekipte süreç gereksizdir çünkü koordinasyon zaten masada oluyor. Yirmi beş kişide olmuyor. O eşiği geçtiğinizi, “haberim yoktu” cümlesinin sıklığından anlarsınız.
Bu üç eşikten önce eklenen her süreç, çözdüğünden fazlasını maliyet olarak yazar. Bu üç eşikten sonra eklenmeyen her süreç ise, er ya da geç bir krizle kendini hatırlatır.
Süreç mezarlığı
Şimdi asıl arızaya geliyorum. Kurumsalın hastalığı süreç eklemek değil — süreç eklemek çoğu zaman doğru karardır. Hastalık, kaldırma ritüelinin hiç olmamasıdır.
Her süreç bir olayın mezar taşıdır. Yıllar geçtikçe şirket bir mezarlığa dönüşür ve kimse temizlemez. Sebebi tembellik değil, temiz bir risk asimetrisi:
| Süreç eklemek | Süreç kaldırmak | |
|---|---|---|
| Riski kim taşır? | Kimse; risk ekibe dağılır | Kaldıran kişi, tek başına |
| Yanlışsa ne olur? | Kimse fark etmez, yavaşlık genel bir şikâyet olur | ”Bunu kim kaldırdı?” sorusunun bir cevabı olur |
| Kararın görünürlüğü | Sorumluluk sahibi görünmez | Sorumluluk sahibi imzalı |
Eklemenin riski dağıtıktır, kaldırmanın riski kişiseldir. Rasyonel her insan bu tabloya bakıp aynı kararı verir: dokunma. Böylece şirket, kimsenin istemediği ama herkesin koruduğu bir ağırlık biriktirir. Kurumsalların zamanla yavaşlamasının sebebi kötü niyet değil, bu asimetridir.
Buna karşı iki somut şey öneriyorum ve ikisi de ucuz:
Sürecin doğduğu olayı, süreçle birlikte yazın. Bir cümle yeter: “Bu kontrol, 2024’te müşteri verisi yanlış ortama kopyalandığı için eklendi.” Bu tek satır, beş yıl sonra o süreci savunulabilir ya da kaldırılabilir kılar. Gerekçesiz süreç, tanımı gereği kaldırılamaz — çünkü kimse neyi göze aldığını bilemez.
Yılda bir kez “hangi süreç hâlâ geçerli?” gözden geçirmesi yapın. Ekleme toplantısı herkeste var; kaldırma toplantısı hiç kimsede yok. Bu toplantının asıl işlevi süreç kaldırmak bile değil — kaldırma kararının kişisel değil kurumsal olmasını sağlamak. Asimetriyi kıran şey budur.
Soru: Bir süreci ne zaman kaldırmalı? Cevap: Onu doğuran olay bir daha yaşanmayacaksa; ya da süreç o olayı zaten engellemiyorsa. İkincisi daha yaygındır ve daha az fark edilir — çünkü bir sürecin var olması ile işe yaraması birbirine karıştırılır. Benim doldurduğum form ikinci gruptaydı.
Patron şirketinin süreç alerjisi
Madalyonun öbür yüzü de var ve orada aynı ölçüde dürüst olmak lazım.
Patron şirketinde en çok duyduğum cümle: “Biz çevik çalışırız.” Bu cümle çoğu zaman “yazmayı sevmiyoruz”un kibar hâlidir. Karar sözlü alınır, gerekçe kaydedilmez, aynı tartışma altı ayda bir baştan yapılır ve kimse bunun bir maliyet olduğunu fark etmez — çünkü fatura tek kalemde gelmez, her ay biraz gelir.
Ama bazen gerçekten çevikliktir. Ve o zaman o hız, gerçek bir rekabet avantajıdır: rakibiniz onay zincirini beklerken siz ürünü çıkarmışsınızdır. Bu şirketlerde süreç eklemek, sahip oldukları tek üstünlüğü tıraşlamak olur.
İkisini ayıran test tek soru: aynı hata tekrar ediyor mu? Etmiyorsa, o gerçekten çevikliktir; süreç eklemeyin, dokunmayın. Ediyorsa, “çevik” dediğiniz şey kayıtsızlıktır ve size bir bedel ödetiyor — sadece faturayı henüz görmediniz.
Üç masadan bakış
Kıdemli çalışanın masasından. Süreç sizin için aynı anda iki şey: sizi keyfî suçlamadan koruyan zırh ve sizi yavaşlatan pranga. Dikkat edin — bunlar farklı şeyler değil, aynı şey. Bir şey patladığında “prosedüre uydum” diyebilmenizi sağlayan adım, tam da her gün on dakikanızı yiyen adımdır. Kısıtınız: sürecin doğduğu olayı çoğu zaman siz görmediniz. O yüzden gereksiz görünen şeylerin bir kısmı gerçekten gereksiz, bir kısmı ise sadece size gereksiz görünüyor. İkisini ayırmadan itiraz ederseniz, haklı olduğunuz yerde de kaybedersiniz.
Yöneticinin masasından. Süreç sizin için denetlenebilirlik ve kendinizi savunabilme aracı. Bir şey ters gittiğinde yukarıya gösterebileceğiniz tek şey odur. Süreç kaldırmak ise sizin için doğrudan kişisel risk: kaldırdığınız kontrolün engellediği bir şey bir gün patlarsa, fatura ekibe değil size kesilir. Kısıtınız bu asimetri. Süreç kaldırmıyorsanız bunun sebebi tembellik değil, kaldırmanın getirisinin ekibe, riskinin size ait olması. Bunu değiştirmenin tek yolu, kaldırma kararını kişisel olmaktan çıkarıp kuruma mal etmek — yani yukarıda bahsettiğim gözden geçirmeyi bir kural hâline getirmek.
Patronun masasından. Süreç sizin için maliyet ve yavaşlama demek; büyük ölçüde de haklısınız. Ama göremediğiniz şey şu: süreç aynı zamanda şirketin sizden bağımsızlaşmasıdır. Devredilebilir, yönetici atanabilir, tatile çıkılabilir, bir gün satılabilir hâle gelmesidir. Kısıtınız burada gizli: sürece alerjisi olan bir patron, farkında olmadan satılamaz bir şirket inşa ediyor. Çünkü satın alan kişi şirketi değil, sizin kafanızın içindekileri satın almak zorunda kalır — ve kimse bunu satın almaz.
Kapanış
Süreç ne iyidir ne kötü. Bir olayın faturasıdır ve taksitle ödersiniz.
Sorulacak soru “burada çok mu süreç var” değil. Sorulacak soru şu: bu sürecin doğduğu olayı biri hatırlıyor mu, ve o olay hâlâ mümkün mü? İki cevap da “evet” ise, o süreç zırhtır; şikâyet etmeyin, taşıyın. Cevaplardan biri “hayır” ise, elinizde bir mezar taşı var — ve mezarlıkları temizlemek de birinin işi.
Genellikle kimsenin işi değildir. Bu yüzden de yıllarca form doldururuz.
Yorumlar
Yorum yapmak için GitHub hesabınızla giriş yapmanız yeterli. Yorumlar GitHub Discussions üzerinde saklanır.